Şefik Kantar:Toplu Sözleşme Çağrısı
Perşembe, 26 Kasım 2009 10:38

Federal Hükümet, yabancılar konusunda atmak istediği yeni bir adımı daha gündeme getirirken, onları nasıl dışladığını ve problemlerin kaynağı olarak gördüğünü de ortaya koymuş oldu. Yıllardır, yabancıları bir problem olarak algılayan zihniyet, şimdiye kadarki yanlış uygulamaların açtığı sosyal, siyasi, ekonomik, psikolojik yaralardan ders almamışçasına, toplumlar arasına yeni bir set örmek maksadıyla olacak yeni bir garabet yumurtladı: Yabancılarla Uyum Sözleşmesi.

Geçtiğimiz dönemde yabancıların dışlanmışlık duygusunu arttırıcı bir hayli uygulamanın mimarı Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer, yabancıların uyumunu sağlamak üzere Uyum Sözleşmesi uygulamasına geçmeyi planladıklarını açıkladı. Bakan, bu çerçevede kişilerin kendilerini Almanya'nın dilini ve kültürünü öğrenmeye zorunlu hissedeceklerini varsayıyor.

Bu mantığın temelinde yatan ana düşünce, yabancıların Almanca öğrenmek ve Alman kültürünü tanımak istememeleri konusundaki önyargılardır. Bir yandan Almanca öğrenim imkanları kısıtlanır, kültürel alışveriş yolları tıkanırken; öbür yandan ellerinden imkanları alınan, Almancayı kendi ülkesinde öğrenme, Almanlığı kendi köyünde tanımaya mecbur bırakılan kişilerle Uyum Sözleşmesi yapılacak. Size sözleşme şansı veriyoruz diye, kimbilir insanların daha hangi hakları gasbedilecek.

Almanya'daki yabancıları problemli topluluk haline getirmeye gayret edenler, yönetme gücünü elinde bulunduran, ancak konulara sağlıklı yaklaşım konusunda sınıfta kalan basiretsiz idarecilerdir. Kendi toplumları nezdinde kabiliyetsizliklerini ve basiret noksanlıklarını örtmek için her altı ayda bir yeni bir garabeti piyasaya sürerek durumun soğukkanlılıkla değerlendirilmesini devamlı surette engelleme yoluna gitmektedirler. Vicdan testinden Türkçe öğrenimine, siyasi haklardan ekonomik haklara tüm alanlarda adeta psikolojik savaş taktikleriyle hareket etmektedirler.

Uyum Sözleşmesi konusu da aynı şekilde gündeme oturtulacak; yabancılar hiç dinlenmeyecektir. Onların doğuştan uyuma karşı oldukları tezi üzerinden bir sürü yaygara koparılacaktır. Neredeyse üçte biri işsizlikle boğuşan Türkler 'vurun abalıya' misali yine tüm problemlerin kaynağı şeklinde takdim edilecek, yapılan mantıklı itirazlar bile 'bakın görüyorsunuz sözleşmeye bile karşı çıkılıyor' diye dikkate alınmayacaktır. Geçen hükümet döneminde aldığı hiçbir kararla uyuma milim hizmet etmemeyi başaran hükümet bununla da, toplumlar arasındaki ayrılıkların kemikleşmesine, artmasına katkıdan öte bir şey elde edemiyecektir.

Neden edemeyecektir? Çünkü, Almanya'ya gelen kişi, aslında herhangi bir başka ülkeye giden kişi gibi, oranın yasalarını ve oradaki hayatını devam ettirmek için gerekli ön şartları yerine getirmeye hazır kişidir. Ama siz bu kişilere, kültürünüzü bozacak, sosyal hayatınızı alt üst edecek, ekonominizi batıracak kişiler paranoyası ile yaklaşırsanız, ne testlerinizin ne sözleşmelerinizin bir işe yaramadığını görürsünüz.

Kaldı ki, bu insanlara Alman dilini ve Alman kültürünü öğretmek için kılını kıpırdatmak istemeyen; gerek iş dünyasında gerekse diğer ekonomik sahalarda görmezden gelen; siyasi ve sosyal haklar mevzu bahis edildiğinde yan çizen Almanya'nın sözleşme kapsamında kişi veya gruplara ne va'dettiği de meçhuldür. Kişi veya gruplar sözleşme çerçevesinde 'peki bu imzaya karşılık bana ne vereceksin' dediğinde Alman idareciler, şimdiye kadar olduğu gibi kazanılmış haklar üzerinden bir pazarlığa mı gideceklerdir, yoksa sözleşme imzalayanlara yeni cennetler mi teklif edeceklerdir?

Anlaşma imzalamak istemeyenlerin akibeti ne olacaktır? Anlaşmayı imzalamamak Anayasa'ya karşı olmak anlamına mı gelecektir? Sözleşmede, inanç konularında kısıtlayıcı nelerin bulunması düşünülmektedir. Geldiği ülkenin kültürüne ilişkin hayat çerçevesi, nasıl tanzim edilecektir? Aile, çocuklar, gençler, çevre vs gibi toplumsal ilişkiler, 'öncü kültür'ün gösterdiği doğrultuda yeniden tanzim edilip imzaya mı açılacaktır? Sözleşmedeki bir tarafın Devlet olduğu ortada; ancak diğer tarafta illa tek tek kişiler mi olacaktır? Mesela ben tüm Rizeliler adına bir sözleşme yapmaya kalksam 'Toplu Sözleşme' hakkımız var mıdır? Veya, Almanya'nın tüm Türklerle veya müslümanlarla bir 'Devlet Sözleşmesi' yapması mümkün müdür? Bunlar gibi yüzlerce sorunun cevabı şimdilik meçhuldür.

Önümüzdeki günlerde bu konuları çok konuşuruz; ancak mührü ellerinde bulunduranlar yine bildiklerini okumaya devam ederler.