ile
İletişim: mail@aktueldergi.de
Yazarlar

Ahmet Sargın
Ahmet Berhan YILMAZ
İFTAR ÇANI ÇALDIYSA ORUCUMUZU AÇALIM
Zeki Önsöz
Girne Yolundaki Tehlikeli Dönemeç

Ayşe Kocatürk
Kiliselerin AB ve ABD Politikasındaki Yeri Ne
Çiğdem Altınöz
Öfke gelir göz kararır, öfke gider yüz kızarır
Almanya'da Ramazan ve Çocuklar

Erdoğan Keskin
AVRUPA´DA TÜRKLER SiYASET ARENASINDA

Hasan Kayıhan

Hidayet Kayaalp

Mahmut Aşkar
Muhsin CEYLAN
Nevzat Laleli

Prof. Dr.Nurullah AYDIN

Ozan Yusuf Polatoğlu
Bitlis’de 5 Minare İsviçre’de 4 Minare

Sedat Açıkbaş
VUVUZELA’NIZ BATSIN YAMYAMLAR!
RAMAZAN VE AVRUPA DA YANKILARI
Abidin Güneyli
| Bitlis’de 5 Minare İsviçre’de 4 Minare |
| Cumartesi, 26 Aralık 2009 12:49 |
|
“Yüksek minarede ezan okunur
Okunur da sesi bana dokunur” (Halk Türküsü)
Hayatın beklentileri ile, hayatın gerçekleri daima bir denge arayışı içinde olmuştur. Bundan dolayıdır ki “temenniler başka realiteler başkadır” diye bir formül cümle akıllarımızdadır hep. Bu açıdan bakıldığı zaman Avrupalıların ve bu günlerin konusu olması itibarıyla İsviçrelilerin hiç akıldan çıkarmamaları gereken bir husustur bu. Yani bu farklılığı içinden istememek başka şey, buna hayat hakkı tanımamak yine başka şeydir. İsviçre'de yüz bin civarında Türk ve diğer kökenlileri de hesap edince beş yüz bine yakın Müslüman yaşamaktadır. Ve İsviçre bir hukuk devletidir. Burda bu kadar Müslüman varsa bunların ibadethanesinin olması da doğal değil midir? Camiin binasına razı olup, içine razı olup dışındaki minareye razı olmamak, “içi seni yakar dışı beni yakar” deyiminin esprisine boğulup kalmaktadır. Akıllı Avrupalılara akıl öğretmek zor ama yine de diyeceğiz ki, aklı olan ne kendine ne de başkasına zulmeder. Göçmenleri ve onlara ait varlıkları görünce içinden huzursuz olan Avrupalı kendine işkence ediyor demektir. Aklı olan kendine bunu reva görmez. Halbuki durum olağan şekliyle kabul edilse, artık bu ülkelerin kopmaz bir parçası olmuş bu insanlar ve varlıkları buraya ait bir renk olarak düşünülebilse, Avrupalı kendi içinden de kendi kendini kemirmeyecektir. Bu durumda sevgiyi kalbi hislerinde duyamayan Avrupalılar, bari mantık ve akıl ile bakıp bu ayrımcı bakışın kendilerini de, göçmenleri de huzursuz eden bir yanlış tutum olduğunu anlamalıdırlar. Bu mantık böyle giderse çözümsüzlük devam eder ve bunun kazananı da olmaz. Göçmenleri dışlayan bu “temenniler” (!) var olan “realite”yi aşamayacaktır. Akıllı olup anlamsız sorunları başa sarmanın mantığı yok.. Almancada , “Warum nicht gleich” diye güzel bir deyim vardır. Sonradan anlayıp kabul edilecek şey neden şimdiden, daha zor olmadan görülmesin ki. Zira aşılmaz gerçekler var : Bu insanların emeği var, hukuk var, insan hakları var. Minarenin inanca ait bir değer olduğuna kendini kani edemeyen İsviçreli, ona bir mimari sanat gözüyle baksa ne olur? Kendileri İstanbul’da Sultanahmet camiini ziyaret ederken namaz niyetine mi giriyorlar içeri?. Tabii ki hayır. O sanatı, o mimariyi o iç kültürü anlamak ve görmek için yapıyorlar bunu. Bu bütünlüğe Sultanahmet camiinin minareleri de dahil değil mi? Uzun yıllar önce İsviçreli Profösör Max Frisch'in “Biz iş gücü istedik insanlar geldi” sözünü tekrar hatırlıyoruz bu vesile ile. Max Frisch'in bu sözü o zaman bir hayret ifadesi miydi, yoksa geç kalarak da olsa iyi niyetli bir hak teslim etmek miydi? Ve şimdi bilinç altı ses yankılanıyor sanki: “Vay be bu insanların bir de mimarisi varmış iyi mi!” Cevabı olmayan, sorulmaması gereken sorular vardır. İnsana ve insan haklarına saygı olsun mu, olmasın mı diye ne bir soru olur ne de bunun cevabı olur. Minare konusunu referanduma götürecek kadar kafa karışıklığı yaşayan İsviçre'nin işi gerçekten zordur. Bu anlayış ile nereye varılabilir?. Konjonktürel şartlar ve politize atmosfer bazen vahim sonuçlar doğurabilir. Hitler dahi o kritik dönemde bütün Yahudileri sınır dışı edelim mi diye referandum yaptırsa idi, o baskı ve korku döneminde yüksek oranda “evet” çıkardı. Bunlar çok abes şeyler. Yani demek ki hassasiyet gösterilmesi gereken durumlarda, yanlışlıklara önayak olmamak lazım. Anlamsız yasaklar Avrupalıyı küçültürken, özgürlükleri suiistimal etmek de göçmenlerin sorumsuzluğu olur. Akıl, hukuk, hoşgörü ile orta yolu bulmak bilinç dahilinde bir vazifedir. Bu ortak aklı hepimiz birden kabul edip gereğini yapmalıyız. Bu ülkelerde artık ortak kaderi, ortak geleceği paylaşıyoruz. Göçmen kökenliler de artık bu ülkeleri sevmeyi, onarmayı, üretimine-yükselişine katkı vermeyi önemli sayacaklardır. Ve elbette ki kurallar olacaktır, uyum ve entegrasyonun önemi hep vardır. Ama bu akılıcı, hoşgörülü, samimi olmanın ve hukuka uymanın neticesinde gerçekleşebilecektir. … … …. Olayın ironik boyut kazandığı su götürmez bir gerçektir. Deyimler, fıkralar türküler çağrışım yapıp duruyor zihnimizde. Bir Anadolu türküsü, “Bitlis’te beş minareyi sevgi ile selamlıyor da koca İsviçre dört minareyi taşıma olgunluğu gösteremiyor.” Anadolu’da başta Sivas ve Erzurum olmak üzere „Çifte Minare“ olan bir çok şehir vardır. Minare konusunda İsviçre’ye düşen de „çifte standart“ olmuştur Nasrettin hoca yabancı bir memlekete gitmiş, onunla dalga geçmek isteyen çocuklar minareyi işaret edip, "Hoca bu nedir" diye sormuşlar. Hoca minareye bakmış " kuyuyu ters çevirmişler, ıslak kuyudur bu, kurusun diye asmışlar" diye cevap vermiş. İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Yine Nasreddin hoca hamamda türkü mırıldanırken kubbede sesin farklı yankı yapmasından dolayı birden kendi sesinin güzel olduğuna hükmeder. Bu cesaretle bir gün minareye çıkar ve ezan okumaya başlar. Bozuk sesi duyanlar hocaya karşı hoşnutsuzlukarını belli ederler. Hoca durumu anlar ve “ah siz beni bir de hamamda dinleseniz de sesimi o zaman görseniz” diye mukabele eder. İsviçre'nin kendi içinde güzel sandığı sesi minareye yansıyınca hiç de hoş çıkmamıştır. İsviçre bu durumu Avrupa’ya da anlatamadı. Yani, “hazırladığı kılıf minareye uymadı.” |








