ile

 

İletişim:  mail@aktueldergi.de

 

MÜMTAZ TURHAN
Cumartesi, 02 Ocak 2010 23:40

 

Zeki Önsöz
Osmanlı İmparatorluğu batarken, Cumhuriyet kurulurken, çok partili hayata geçerken, Türk toplumunda büyük değişimler oldu. Türk düşünürleri Türkiye’nin sorunlarının çözümü için farklı görüşler ortaya koydu.  Kalbi bu topraklar için çarpan en önemli düşünürlerimizin başında, toplumumuzun kültürel özelliklerini dikkate alarak düşünceler üreten Prof. Mümtaz Turhan gelmektedir.

 

Mümtaz Turhan kimdir?
 
1908 yılında fakir bir ailenin çocuğu olarak Erzurum’da doğdu.  İçinde büyük bir okuma aşkı vardı. 1927’de Ankara Lisesi’ni, 1928–35 yılları arasında Almanya’da Berlin ve Frankfurt Üniversiteleri’ni bitirdi. Frankfurt Üniversitesi'nde 1935 yılında doktorasını verdi. 1939’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne asistan olarak girdi. 1944’de İngiltere’ye gitti. 1952’de Tecrübî Psikoloji Kürsüsü profesörlüğüne yükseldi. 1949–51 yılları arasında Birleşmiş Milletler Sosyal Komisyonu’nda Türkiye temsilcisi olarak çalıştı. Almanca, İngilizce ve Fransızca biliyordu.
Mümtaz Turhan ülkemizde tecrübî psikoloji kürsüsünü kuran büyük bilgindir. Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın görüşleri, zamanında Türk basınından fazla ilgi görmedi. Çünkü basının büyük kısmı o yıllarda bu toprakların kültürüne yabancı olanların elinde idi. Hâlbuki Mümtaz Turhan, eserlerinde Türklerin kültür değişmelerinde kendi kültürel özelliklerine dayanması gerektiğini ifade ediyordu. Türkiye’nin kalkınması ve yükselmesi için yaşayan, fikir üreten, eserler yazan ve yayınlayan, adam yetiştiren büyük bir Türk milliyetçisi olan bu büyük ilim adamımızı 60 yaşında iken 1969’da kaybettik.
 
Mümtaz Turhan’ın eserleri:
 
Kültür Değişmeleri ( En ünlü eseri, Türkçe ilk baskısı 1951)
—Maarifimizin Ana Davaları ve Bazı Hal Çareleri,
—Garblılaşma’nın Neresindeyiz?
—Üniversite Problemi,
—Toprak Reformu ve Köy Kalkınması
—Atatürk İlkeleri ve Kalkınma: Sosyal Psikoloji Bakamından Bir tetkik 1965 (Son eseri)
 
Mümtaz Turhan’ın temel görüşleri:
 
Mümtaz Turhan ‘’Gaplılaşmanın Neresindeyiz?’’ isimli önemli eserinde Türkiye’de batılılaşma sorununu ele alır.
Mümtaz Turhan, batılılaşmanın olması konusunda yönetici ve aydınların görüş birliğine sahip olduğunu, fakat batılaşmanın nasıl olacağı konusunda farklı görüşler ortaya konulduğunu belirtir.
 
Batılılaşma konusunda farklı görüşler:
 
1. Grup: Batılılaşma için batı uygarlığının temelini oluşturan eski Yunan ve Roma kaynaklarına inilerek rönasansa ulaşılabileceğini ifade eder.
2. Grup:  Batı medeniyetinin eski Yunan, Roma ve Hıristiyanlığa dayandığı için bizim de İslamiyet’le Hıristiyanlığın esaslarını uzlaştırmamız gerektiğini söyler.
3. Grup: Bizim taklit ettiğimiz Batı medeniyetinin eski Batı uygarlığı esasları olmadığı,  Batının artık materyalist esasları bırakıp mistik esaslara yöneldiğini, bu nedenle bizim eski esaslara devam etmemizin yanlış olduğunu belirtir.
4. Grup: Bizim göçebe bir toplum olduğumuzu, daha fazla uygarlaşmamızın mümkün olmadığını, Müslümanlığımızın ilerlememize engel olduğunu, geçmişte büyük dönemlerimizde bütün enerjimizi tükettiğimiz için batılılaşmamızın çok zor olduğunu iddia eder.
  
Mümtaz Turhan, hiçbir ilmi dayanağı olmayan bu dört görüşe de karşı çıkar. Göçebe bir millet oluşumuz ırksal bir özellik değil, toplumsal bir yapılaşmadır. Toprağa yerleşik üretim araçları değişince toplumsal yapı da ister istemez değişecektir. Batı uygarlığını ayakta tutan deneysel bilimlere dayalı bilim zihniyetidir.   Bizde ise bilimsel düşünce günü gününe takip edilmemektedir. Aydınlarımız kalkınmanın bir türlü gerçekleşmemesi üzerine aşağılık kompleksi ile kendilerinden beklenilen ödev ve sorumlulukları yerine getirememektedirler.
 
 Neden batılılaşamadık?
         
 Mümtaz Turhan, 200 yıldır kalkınamayışımızı batılılaşmada yapılan yanlışlara bağlar. Ona göre, önemli olan batının ilim ve tekniğini almaktır. Bunun için çok sayıda birinci sınıf ilim adamı yetiştirilmeli ve gerçek ilim kurumları ile araştırma enstitüleri kurulmalıdır.
Sonradan batı medeniyetine katılan Japonya ve Rusya gibi ülkelerin başarılı olmalarının sırrı burada yatmaktadır.
Hâlbuki bizim yanıldığımız noktalardan biri, ilmin ilk, orta veya üniversitede elde edilen bilgilere eşit olduğunu sanmaktır. Bunlar ilme giden yolların başlangıcıdır. Birinci sınıf ilim adamlarına, teknik adam ve yardımcılarına sahip olmadan batı tekniğine sahip olacağımızı zannetmek hatadır. Osmanlı döneminde yapılan bazı sanayi hamleleri bu nedenle başarısız olmuştur.
 
Batılılaşmada önümüze çıkan bir engel de kültürler arası uyumsuzluktur. Batıdan almak istediğimiz yaşam tarzının dayandığı hususlar geliştirilip, güçlendirilmeden, bu zihniyet benimsenmeden, bu prensiplere sadık kalınmadan, gerçek bir demokrasi, batılılaşma, çağdaşlaşma gerçekleşemez. Aksi takdirde yüzyıllar içinde olgunlaşmış belli bir kıvama gelmiş, toplumu ayakta tutan değerler tehlikeye girerek ahlâk kuralları ve değerler alt üst olacaktır. Böylece değişen parlak dış görünüşün ardından asıl değişmesi icap eden şeyler eskisi gibi sürüp gidecektir. Bir uygarlığı ya da bir kültürü bütünüyle almak bilimsel açıdan doğru değildir.
 
Batılılaşma nedir?
 
Batılılaşma kavramı, eski toplum yapımızdan farklılık olarak algılanıyorsa, bu anlamda Tanzimat’tan bu yana toplumumuzda eskisine göre önemli değişimler olmuş, sosyal yapımız değişmiştir. Ancak bu değişimler batılılaşma gayesi ile yapılsa dahi, her zaman batıdan iyi şeyler alınmadığı ortadadır. Hatta bizi büyük yapan kendi öz değerlerimizi bile batılılaşma uğruna kaybedilmiştir. Aslında Türkler, gerçek uygarlık çabalarına direnmemiş, ancak gereksiz yere örf ve adetlerine karışıldığı zaman tepki göstermiştir. Mümtaz Turhan bunun sağlıklı bir toplum tepkisi olduğunu ifade etmektedir. Aslında bize ait değerlerin korunup geliştirilmesi gerekir.  Batı da kendi değerlerini korumuş ve geliştirmiştir. Uygar bir toplum olmak için, bilimsel kurumlara, birinci sınıf ilim adamlarına sahip olmak önemlidir. Kalkınma ve sanayileşme, insanımızın yeteneklerini, teknik bilgisini artırmakla, düşünüş ve yaşayış tarzını değiştirmekle mümkündür.
            
Sonuç :
 
Mümtaz Turhan, Türkiye’de Tanzimatla başlayan batılılaşmanın nasıl olması gerektiği konusunda toplum yapımıza uygun düşünceleri ortaya koymuştur.  Buna göre; batının ilim ve tekniği alınarak, ilim adamları ile toplumun çehresinin değiştirilmesi ve kendimize ait değerlerin korunması ve geliştirilmesi önemlidir.
 
   Ocak / 2010