Doğu Anadolu Gerçeği
Pazartesi, 04 Ocak 2010 22:52

DOĞAN TUFAN
Ülkemizin gündemine ışık olması düsüncesiyle değerli ilim ve bilim adamı rahmetli üstadımız Seyyid Ahmet Arvası hocamızın görüşleriyle sizleri başbaşa bırakmak istiyorum.
Ğündemi aydınlatan Eğitimci – Yazar Mustafa Kuvancı beyin görüşlerini okuyucularımızla paylaşmak istedim. Bugün çok ciddi bir Doğu sorunuyla karşı karşıyayız. Özellikle bölgede ortaya çıkarılan terör, millet olarak hepimizi derinden yaralamaktadır.


Doğu Anadolu Gerçeği

Seyyid Ahmet Arvasi, 1985 yilinda baslayan ve bugüne kadar gelen, binlerce insanimizin ölmesine, binlerce insanimizin evsiz, yurtsuz kalarak göç etmesine sebep olan, önlemek için yapilan harcamalari bir ülkeyi insa edecek kadar para tutan hain terörü önceden görmüs ve 1986 yilinda yayinladigi “Dogu Anadolu Gerçegi” adli eseriyle problemi ortaya koymustur.

O dönemde birkaç çapulcu, eskiya hareketi olarak degerlendirilen PKK terörünün aslinda dis destekli oldugunu Arvasi bu eseriyle ortaya koymustur. Eserinde, terörü önlemek ve milli bütünlügü saglamak için alinmasi gereken tedbirleri de belirtmistir.
Dogu Anadolu Gerçegi ilk olarak 1986 yilinda Türk Kültürü Arastirma Enstitüsü tarafindan yayinlanmistir. 12 Eylül Harekati sonrasi hapse atilan, MHP davasindan Askeri Mahkemece yargilanan ve beraat eden Arvasi’nin bu kitabini zamanin genelkurmay baskanligi taltif ederek Güneydogu bölgesinde teröre ve bölücülüge çare olarak dagittirmis, okutturmus ve tavsiye etmistir. (1)

S. Ahmet Arvasi’nin Dogu Anadolu Gerçegi adli kitabi basli basina ele alinarak bir tez çerçevesinde degerlendirilirse, 8 baslik altinda ortaya koydugu “Dogu meselesinin faktörleri’nden 8 ayri kitap çikarmak mümkün olacaktir. Biz burada kendimizce önemli gördügümüz bir iki maddeyi ele almaya çalisacagiz.

Arvasi, kitabinin giris kisminda söyle der: “Esefle belirtelim ki, bugün ülkemizde ister istemez bir sark meselesi vardir. Devletimizin ve milletimizin düsmanlari, bu konuyu istismar ederek vahim boyutlara ulastirmak için ne mümkünse yapmaktadirlar.
Kitabimizi yazarken meseleyi bir antropolog, bir etnolog, bir tarihçi, bir dilci gibi degil, bir egitimci ve egitim sosyologu olarak inceleyecegiz. Türkiye’de sark meselesine vücut veren olumsuz faktörleri ortaya koyacak ve problemin çok boyutlu oldugunu göstermeye çalisacagiz.”
Arvasi daha sonra bu faktörleri söyle siraliyor:

1. Tarihi faktörler: Yerli ve yabanci ilim, siyaset ve fikir adamlarinin bu bölgede yasayan vatandaslarimizin kökeni hakkinda öne sürdükleri teoriler.

2. Kültür Faktörü: Bu bölgede konusulan agizlar, farkli inançlar, milli kültüre yabancilasma ve bunu farklilik olarak kullanan güçler.
3. Sosyal faktörler: Bölgedeki konargöçer halk asiretler, asiret sistemi ve bunun dogurdugu sebepler.
4. Cografi faktörler: Sert arazi yapisi ve sert iklimin sonucunda ulasim ve irtibat sorununun milli irtibati zayiflatmasi
5. Ekonomik faktörler: Bölge halkinin üretim alaninda geri kalmasi ve
komsu ülkelerle ticari iliskiler.
6. Psikolojik faktörler: Kürtlük kompleksi.
7. Idari ve Siyasi faktörler: Bazi idareci ve siyasetçilerin hatali
davranislari, tecrübesiz ve yetersiz kadrolarin hatalari ve oy
avciligi ugruna yapilan hatalar.
8. Milletlerarasi çatismalar ve Emperyalizmin oyunlari: Türkiye ve
Ortadogu üzerine oynanmak istenen emperyalist oyunlar.

Seyyid Ahmet Arvasi kitabini bu basliklar altinda sürdürüyor. Her
basligi açikliyor, örnekler veriyor. Ama az önce de söyledigimiz gibi
bu basliklarin her biri kendi içinde bir kitap olusturacak
seviyededir.

Biz, kitaptan bazi bölümleri Arvasi’nin gösterdigi istikamette
yorumlayacagiz.

Arvasi, Kürtlerin bir Türk boyu oldugunu, Batililarin ileri sürdükleri
gibi ayri bir kavim olmadiklarini belirtir. Bunlari ifade ederken de
birçok batili kaynagi delil olarak gösterir. Ayrica Kürt kelimesinin
ilk kez Yenisey (Eleges mezar taslari) yazitlarinda geçtigini ifade
eder. Bu kitabe söyledir:

“Kürt El-kan Alp Urungu, altunlug kesigim bantim belde. Elim tokuz
kirk yasim. (Kürt ilhani Alp Urunguyum. Altunlu oklugumu bagladim
belime. Elim/ devletim otuz dokuz yasimda öldüm.) (2)

Kürtlerin kökeninin Medler’e, Guttiler’e, Karduklar’,
Mervanogullari’na vs. dayandirilamaya çalisildigini halbuki bu
milletlerin dillerinde “Kürt” kelimesinin hiç geçmedigini, ayrica Kürt
asireti olarak ifade edilen Zaza, Kurmanç, Lur ve Kalhur agizlarinda
da böyle bir kelimenin olmadigini ifade eden Arvasi, “Kürt”
kelimesinin Türk boylari arasinda kullanimini da bize aktarir:

Kazakçada ….. kürt ….. kalin kar yigini
….. Kürtlük….. yeni yagmis kar
Kazan Tatarcasinda….. Kört….. kar yigini
Çuvasçada….. kürt….. kar yigintisi
Uygurcada ….. körtük….. kar yigini
Kirgizcada….. Körtük….. kar yigini
Yakutlarda ….. Kürtçük ….. kar yigini
Tarançilerde….. kürt….. yeni yagmis kar
Sor Türkçesinde ….. Kürt….. çig

Arvasi, Osmanli döneminde “Kürdistan” kelimesinin bilinçsizce
kullanildigini, o dönemde sinirlari belli bir Kürdistan olmadigini
ifade eder. Gerçi belli bir dönem sonra bu tabir özellikle kullanilir
hale gelmistir. Ama kanaatimizce Osmanli döneminde kullanilan
Kürdistan kelimesinin Kürt halkinin yasadigi bölge olarak kullanilmasi
söz konusu degildir.

Yukaridaki Türk boylarinda Kürt sözcügünün anlamlarina bakarsak bunu
daha rahat anlariz. Hepimizin bildigi gibi Dogu ve Güneydogu
Anadolu’da kislar uzun sürmekte, kar yagisi fazla olmaktadir.

Ben üniversiteyi Van’da okudum, iyi bilirim. Kasim ortalarinda yagan
kar, nisan sonuna kadar sehir merkezinden kalkmazdi. Hatta Van’in
Bahçesaray ilçesi (eski adiyla Müküs) on bir ay kis, bir ay yaz yasar.
Hepimiz TV’lerde görmüsüzdür. Aylarca yolu açilamaz. Sürekli kar
yagisi vardir. Aylarca ulasilamadigi için Vanlilar Bahçesaray ilçesine
“Müküs Gezegeni” derler.

Eskilerden duymusuzdur adam boyu karlarin yagdigini, bugün küresel
isinma nedeniyle eski kar yagisi yok belki, ama o zamanlar özellikle
dogu ve güney doguya iyi kar yagarmis. Böyle bir kar yigini altinda
kalan bölgeye Türk lehçelerindeki Kürt kelimesinin anlamiyla Kürdistan
demek belki o dönemlerde dogru bir ifadeydi.

Arvasi, Kürtçe diye bir dil olmadigini, bölgede konusulan agizlarin
Türkçe-Farsça-Arapça kirmasi garip bir agiz oldugunu ifade ederek
önemli bir noktaya dikkat çeker:

“Herkesin rahatça müsahade edecegi üzere bugün Dogu ve Güneydogu
Anadolu’muzda yasayan halkimizin çogunlugunun konustugu dil kesin
olarak Türkçedir. Ancak, yol ve okul götüremedigimiz ve kültür
merkezlerimizle irtibat saglayamadigimiz bazi vatan topraklarindaki
vatandaslarimiz, bazen Kurmançi, bazen Zazaki, bazen Gorani, bazen
Sorani, bazen Lorani denen ve hepsine de ortak olarak Kürtçe tabiri
yakistirilan agizla konusmaktadirlar. Ancak hemen belirtelim ki bu
agizlari konusan gruplar birbirlerini anlamamaktadirlar. Hepsinde
ortak olan tek sey: “Yek, dü, se, çar, penç…” diye baslayan ve devam
eden Farsça sayi sistemidir. Oysa etnolojik arastirmalar göstermistir
ki en ilkel dilin bile kendine mahsus bir sayi sistemi vardir. Herkes
rahatça müsahede etmektedir ki emperyalistlerin ve bölücülerin
“Kürtçe” diye tabir ettikleri agzin böyle bir hususiyeti yoktur. Bu
durum bile zorlama bir dil ihdas etme gayretlerini ortaya koymaya
yeter. Bize göre Kürtçe tabir edilen agiz, kültür temaslarimizin
emperyalizme dönüsmesinin aci bir meyvesidir.” (3)

Arvasi, Kürtçe diye tabir edilen agizdaki bazi kelimelerle bunlarin
Türkçe karsiligini vererek “Kürtçe, Hint Avrupa dil grubundandir.”
Iddialarina da cevap verir. Iste birkaç örnek:

Asiret agzi….. Türkçe
Acar….. acar (yeni)
Baci….. baci
Bibi….. bibi (hala)
Bizav….. buzagi
Bori….. boru
Çakuç….. çekiç
Dengiz….. deniz
Donguz….. domuz
Disiman….. düsman
Eze….. teyze
Gules….. güres
Isot….. issi ot (biber)
Kantir….. katir
Kirtik….. kirinti
Lepe….. lapa
Nene….. nene (nine)
Pembuk….. pamuk
Piçuk….. küçük
Sobe….. soba
Vare….. var (gel)
Vardek….. ördek

Bunlar bizim Dogu Anadolu Gerçegi adli eserden aldigimiz sadece birkaç
örnektir. Arvasi yöre halkinin sesine de kulak verir ve söyle der:
“Dogu ve Güneydogu Anadolu’muzda uydurma ve Türkten ayri bir millet
ihdas etmek isteyen hainlere bir Dogu Anadolu çocugu olan ve 17.
asirda yasayan Ercisli Emrah’in su misralarini hatirlatmak gerekir:

Bize Emrah derler, Karakoyunlu
Yigitler içinde yigit oyunlu
Kaz gibi pismazik, erkek boyunlu
Biz Türküz, Türklükten fermanimiz var.”

Arvasi, bu bölgedeki tehlikenin farkina ilk varan Osmanli padisahinin
Yavuz Sultan Selim oldugunu belirtir ve alinan tedbirlerden bahseder.
Bu tedbirlerden en önemlisi süphesiz bölge halkinin egitilmesidir.
Arvasi bu noktada sunlari söyler:

“Esefle belirtelim ki imparatorluk dönemi dahil, ülkemizde asirlar
boyunca bütün cemiyeti içine alan, planli, programli ve hedefleri
belli bir talim ve terbiye teskilati yoktu. Dolayisiyla kuvvetli ve
basarili bir dil ve din egitimi gerçeklesmiyordu. Is, mahalli
idarelere ve halka birakilmisti. Bu yüzden birçok vatan evladi daha
yakin oldugundan dini talim ve terbiye için Iran’a, Irak’a, Suriye’ye
ve Misir’a gidiyordu.”

Arvasi’ye göre bu ülkelere, din egitimi almaya giden Türk gençleri
misyonerlerin cirit attigi okullarda egitim görmüs ve birçok konuda
beyni yikanmis olarak ülkeye dönmüstür.

Arvasi’nin isaret ettigi bu nokta çok önemlidir. Hatta bana göre Dogu
meselesinin temelidir. Ingiliz casusu Hampher anilarinda söyle diyor:
“1710 yilinda Sömürgeler bakanligi beni Müslümanlari parçalamak için
gerekli bilgileri toplamak ve casusluk yapmak üzere Misir, Irak, Hicaz
ve Istanbul’a gönderdi. Ayni tarihte ayni vazifeyle dokuz kisiyi daha
görevlendirdi. Bize lazim olacak para, bilgi ve haritalarin yaninda
bir de devlet adamlarinin, kabile reislerinin ve alimlerin listesi
verildi. Ben önce Istanbul’a geldim. Asil vazifemin yaninda Türkçeyi
de çok iyi ögrenmem gerekiyordu. Londra’da Farsça, Arapça, Türkçe dil
egitimi almistim ama bu dilleri o halklar gibi konusmaliydim. (4)

Hampher anilarinin ilerleyen bölümlerinde diger ajanlarla birlikte
Osmanli topraklarinda yaptiklari bölücülük ve kafa karistiriciligi
faaliyetlerini anlatiyor. Özellikle Muhammed bin Abdülvahhab Necdi ile
tanismasini, onu muta nikahinin mübah olduguna ikna etmesini, sarap
içmenin mahzuru olmadigina ikna etmesini ve bunun gibi Islam’in temel
prensiplerinden uzaklastirarak Vahhabiligi kurdurmasini ve Araplarin
Osmanli’ya karsi kiskirtilmasini nasil planlayip gerçeklestirdigini
anlatiyor.

Hampher bir örnektir. Bu çalismayi yaparken bir kitap geldi aklima.
1993 baskili, Yrd. Doç. Dr. Ilknur Polat Haydaroglu’nun “Osmanli
Imparatorlugunda Yabanci Okullar” adli çalismasi. Arvasi’nin degindigi
egitim meselesine bu kitaptan alintilar yaparak devam edelim.

Osmanli’da ilk yabanci misyoner okulu 1853'te Istanbul’da kurulan
Saint-Benoit Fransiz okuludur. Bu okulu Saint-George, Saint-Luis,
Saint-Pierre, Notre Dame de Sion, Saint-Joseph…. Izlemistir. 1853-1925
arasinda Istanbul’da 72 Fransiz okulu vardir.

1917 tarihli bir belgede de bu tarihte Istanbul’da Ingilizlere ait 83
okul ve hastane oldugu ifade edilir.

1904 tarihinde Osmanli topraklarinda 465 Amerikan okulu vardir. Bu
okullarin bugünkü Türkiye sinirlari içerisindeki dagilimina bir göz
atalim.

Istanbul….. Robert College (1863)
Istanbul….. Gedikpasa Girls School
Adapazari….. Girls Hing School
Bursa….. Girls Hing School
Izmir….. American Collegiate Institute For Girls
Izmir….. International College
Kayseri….. Talas Boys School
Kayseri….. Talas Girls School
Sivas….. Girls Hing School
Merzifon….. Anotolia College
Merzifon….. Anotolia Girls School
Harput….. Euphrates College (1859)
Harput….. Girls Hing School
Diyarbakir….. Protestant School
Mardin….. Teachers School
Mardin….. Girls Hing School
Bitlis….. Girls Boarding School
Van….. Boys School
Van….. Girls School
Erzurum….. Girls Boarding School
Erzurum….. Boys Boarding School
Antep….. Seminary for Girls
Maras….. Central Turkey College For Girls
Adana….. Seminary For Girls
Saimbeyli….. Hodjin Hom School For Girls
Tarsus….. Saint Paul’s Institute For Boys
Urfa….. Industrial Training School

Dikkat ederseniz Amerikan okullarinin büyük bir çogunlugu Dogu ve
Güneydogu Anadolu illerinde kurulmustur. Bir tek Amerikalinin
yasamadigi bu topraklarda Amerikalilar herhalde bizim kara kasimiza,
kara gözümüze hayran olduklari için okul açmamistir. Nitekim adi geçen
eserde yapilan inceleme sonunda bu okullarin üç seye önem verdikleri
tespit edilmistir:

1. Egitim: Modern egitim sistemiyle hiçbir fedakârliktan
kaçinilmaksizin egitim verilmis, bu yönüyle Türk egitimine ve diger
devletlere örnek olmuslardir.
2. Siyasi faliyetler: Azinliklar sorununa egilmis, onlari desteklemis
hatta azinlik sorunlarinin çikis nedeni olmuslardir. Özellikle Ermeni
sorununda etkileri büyüktür.
3. Dine ve mezhebe din kardesi kazandirma girisimi: Yazara göre bu
düsünce okullarin baslangiçtan beri en büyük hedefidir ve Osmanli’nin
çöküsünde baslica etkendir.

Üçüncü maddeyle ilgili bir not ayni eserde söyle yer aliyor:

“1928'de Bursa Amerikan okulunda üç kiz Hiristiyan olmus, bir
arkadaslarinin milli egitim müdürlügüne sikayeti ile durum ortaya
çikmis, basinin Amerikan okullari aleyhine yaptigi yayin neticesinde
okulun izni iptal edilmistir. Hayat Dergisi 2 Subat 1928 tarihli
sayisinda “Hiristiyanlastirma Faciasi” diye olayi duyurmus ve su
soruyu sormustur: “Neden bir tek Amerikan ailesi dahi olmayan Bursa’da
bir Amerikan okulu bulunmaktadir?” (5)

Bu “Neden?” sorusunun temeli aslinda bizim konumuzdur. Bugünkü “Kürt
sorunu” diye önümüze sürülen mesele, aslinda Ingiltere, Amerika,
Fransa, Italya ve Almanya gibi ülkelerin 1700'lü yillardan beri
uyguladigi bu egitimdeki haçli seferinin sonucudur.

I. Polat Haydaroglu bu “Neden?” sorusunun hepimizin bildigi cevabini
bakin nasil veriyor:

“Yabanci okullarin siyasi faaliyetleri dogrultusunda günümüzde de
huzursuzlugu hissedilen “Kürtleri” etkileme çabalari okullarin zararli
çalismalarindan sadece biridir.

Selçuklular döneminden baslayarak Osmanli devletinde Anadolu’da
sistemli bir Kürt-Türk ayrimi yapilmis degildi. Kaynaklarda zaman
zaman “Kürt beyi” ve “Kürdistan” deyimine rastlanmaktadir. Ama Osmanli
topraklarinda sinirlari belli “Kürdistan” diye bir birim yoktur.

Yabanci devletlerin Osmanli Imparatorlugunu parçalamak için
Imparatorluga bagli halkalari kiskirtmaya basladiklari 19. yüzyilda
artik ayri bir birim olduklarini düsünmeye basladilar. Yine bu dönemde
siyasi alana bir “Kürdistan” deyimi getirildi. Osmanli Imparatorlugu
1831'de yapilan sayimda ve daha önceki tahrirlerde Islamiyet disinda
Kürtler ve Türkler diye bir ayrim yapmis degildi. 19. yüzyilin ikinci
yarisinda konsolosluklar ve okullar Anadolu’ya yayilmaya basladiginda
onlarin düzenledigi raporlarda cemaatlerden söz edilirken Kürt, Türk,
Arap gibi kisimlara ayrildigi görülmektedir.

Avrupalilar koruyuculuklari altinda Kürtleri de bir azinlikmis gibi
ele aldilar. ….. Kürt oldugu öne sürülen halkin yasadigi bölgelerde
basta Ingilizler olmak üzere Amerika ve Fransa’nin da okul açtigi
görülmektedir. Örnegin Diyarbakir ve Bitlis gibi yerlerde okul
açilmasi yalniz ekonomik nedenlerle açiklanamaz. Bu, bir rastlanti da
degildir. Bütün bu çabalarin sonunda Kürtler için çalisan dernekler
yaninda basin yoluyla da faaliyetler sürdü.

II. Mesrutiyet döneminde basin sansürünün kalkmasiyla sayilari artan
gazeteler arasinda iki Kürtçe gazetenin bulunmasi dikkat çekicidir.
Istanbul’da haftalik olarak yayinlanan bu iki gazetenin birinin ismi
“Kürt” adini tasimakta olup Süleymaniyeli Tevfik Bey tarafindan,
“Kürdistan” adini tasiyan ise Bedirhanzade Ahmet Süreyya Bey
tarafindan yayinlanmistir.” (6)

Tekrar Seyyid Ahmet Arvasiye dönelim ve son bir alintiyla konumuzu
bitirelim:

“Bir ögretmen arkadasim anlatmisti. 1950'li yillarda Dogu Anadolu’da
bir ilk ögretmen okulunda Türkçe ögretmeni olarak çalisiyormus.
Sinifina bir idareciyle birlikte Amerikali bir baris gönüllüsü gelmis.
Baris gönüllüsü, bir müddet verilen dersi dinledikten sonra, bir hayli
güzel konustugu Türkçesiyle Ögretmenden izin isteyerek ögrencilere
bazi sorular sorup soramayacagini bildirmis. Ögretmen “buyurun” demis.
Baris gönüllüsü de sinifi dolduran masum Dogu Anadolu çocuklarina su
soruyu sormus:
“Çocuklar, siz Türkçeden baska bir dil biliyor musunuz?”
Çocuklar cevap vermis:
“Simdilik bilmiyoruz. Ama okulumuzda Ingilizce, Almanca, Fransizca
okutuluyor. Biz de ögrenmeye çalisiyoruz.”
Baris gönüllüsü, sorusunu açmak zorunda kalmis:
“Öylesi degil… Mesela siz, evinizde baska bir dil konusmuyor musunuz?”
Çocuklar saskin:
……..?
Baris gönüllüsü artik gizlemeye gerek duymamis:
“Canim, mesela Kürtçe bilmiyor musunuz?”
Ögretmen, idareci ve ögrenciler iyice sasirmislar. Baris gönüllüsü
riyakar bir tebessümle zehirli dislerini göstermis:
“Niçin sasirdiniz? Kürtçe bir dil degil midir?”

Evet, Dogu ve Güneydogu Anadolu’da bugünkü yasadigimiz sikintinin
nedenleri büyük ölçüde yukarida adini saydigimiz ülkelerin yaptigi
bölücü misyonerlik faaliyetleridir.

Bugün ülkeleri baris getirme vaadiyle istila eden Amerika, gelecekte
Türkiye’yi istila etmenin alt yapisini 1862 yilinda Harput kolejiyle
olusturmaya baslamis, bugün artik belli bir kivama getirmistir.

Ülkemizdeki Kürt sorunu bugün o hale gelmistir ki Türk insani artik
Dogu ve Güneydogu’yu verip bu beladan kurtulma düsüncesine
sokulmustur.

Yine öyle bir duruma getirilmistir ki, ülkemizde tüm Kürtler hain
olarak algilanir olmustur. Bu durum bir iç savasin kaçinilmaz
oldugunun göstergesidir. Terör masum insanlarin canina kiymakta, canli
bombalarla kalabalik meydanlari hedef almakta, evinde sessiz sedasiz
oturan insanlarin arabalarini atese vermektedir. Iste bu durum Türk
insaninin gözünde tüm Kürtleri suçlu duruma sokmakta ve iç savasin
ayak seslerini duyurmaktadir.

Bugün özgürlük isteyenlerin hangi özgürlükten bahsettiklerini hiçbir
zaman anlayabilmis degilim. Birkaç yil önce bir esnafin dükkanina
gitmistim, alisverisimi yaparken yasli dükkan sahibinin yanindaki
yasli misafiriyle sohbetine kulak misafiri oldum: Dükkan sahibi
soruyordu misafirine:

“Bak, sen Mus’tan gelmis, burada is yeri açmissin, kaç yildir dükkanin
var Balikesir’de?”
“Yirmi yildir.”
“Peki, sen dükkan açarken kimse sana sen Muslusun, burada dükkan
açamazsin dedi mi?”
” Demedi.”
“Simdi niye burada dükkan açtin diyen var mi?”
“Yok.”
“Peki, ben simdi gitsem, Mus’ta dükkan açmak istesem açabilir miyim?”
“Açamazsin, seni orada çalistirmazlar.”
“Kim, devlet mi?”
“Hayir, Mus halki, esnafi….”
“Peki, siz daha ne özgürlügü istiyorsunuz, hangi özgürlükten
bahsediyorsunuz, size burada bu kadar özgürlük verilmisken daha ne
özgürlügünden dem vuruyorsunuz?”
Misafirin söyleyecek sözü kalmamisti artik!

Ülkemizde durum budur. Bu konuda elbette söylenecek çok söz vardir.
Buraya aldigimiz konu Arvasi’nin çerçevesinden sadece küçük bir
kesitti. Sorunun ortaya çikis yoluna degindik. Çözüm yollarini elbette
devletin ilgili birimleri düsünüyordur…

__________________________

1. Hakki Öznur, Seyyid Ahmet Arvasi, Alternatif Yay. S. 39, Ank. 2002
2. W. Radloff, Arberiten der Orchun, Expedition Atlas des Alterthümer
der Mongolei, Saintpetersburg, 1893
3. Seyyid Ahmet Arvasi, Dogu Anadolu Gerçegi, s.32, Burak Yay, Ist.
1993
4. M. Siddik Gümüs, Ingiliz Casusunun Itiraflari, Hakikat Kitabevi,
Ist. 2004
5. Yrd. Doç. Dr. Ilknur Polat Haydaroglu, Osmanli Imparatorlugu’nda
Yabanci Okullar, s. 138, Ocak Yay. Ank. 1993
6. Yrd. Doç. Dr. Ilknur Polat Haydaroglu, Osmanli Imparatorlugu’nda
Yabanci Okullar, s. 138, Ocak Yay. Ank. 1993

Balikesir Aydinlar Ocagi Seyyid Ahmet Arvasi Anma Programi Konusma
Metni